Skip links

Diyabetize Kavramı

Obezite ve Diyabetten Oluşan Çağın Vebası: Diyabezite Kavramı

Diabezite terimi ilk kez 1973’de Ethan Sims tarafından tip 2 diyabet ile obezite arasındaki ilişkiyi tanımlamak için kullanılmıştır. Sims’in bulgularına göre, ailesinde diyabet öyküsü olmayan, aşırı yiyen genç erkeklerde diabetin başlangıç belirtileri gelişmekteydi. Aşırı gıda tüketimi artmış insülin üretimine, kan şekeri ve trigliserid düzeylerinde yükselmeye, hatta giderek bozulmuş glukoz toleransına yol açmaktaydı ve tüm bunlar diabete gidişin belirtileriydi.

Tip 2 diabetes mellitus, yani erişkin tipi şeker hastalığı hücrelerin kan şekerini almak ve kullanmaktaki yetersizliği ile oluşan bir hastalıktır. Glukoz, yani kan şekeri, hücrelerin normal fonksiyonlarını gösterebilmeleri için gerekli temel enerji maddesidir. Glukozun hücrelerce kullanılamadığı ve kan seviyesinin yükseldiği diabet, böbrek yetmezliği (diabetik nefropati), körlük (diabetik retinopati), ekstremite kaybının (diabetik nöropati) en önemli nedenidir. Diabet hastalarında insülin hormonunu kullanmakta da bir yetersizlik vardır. İnsülin, öğünlerden sonra pankreas tarafından salgılanan ve kan şekerinin hücre içine alınmasını sağlayan bir maddedir. İnsülin bu sinyalleri, hücre yüzeyindeki kendisine has algılayıcılara bağlanarak iletir. Bu kenetlenme, glukoz taşıma mekanizmasını aktifler. Diabetik hastalarda sanıldığının aksine, kanda normal, hatta yükselmiş insülin seviyeleri vardır. Çoğu zaman insülin reseptör sayıları da normaldir. Fakat bu bağlanma glukoz transport zincirini aktifleştirememektedir.

Batın içerisinde biriken yağ dokusu (visseral obezite), Tip 2 diabet riskini arttırmaktadır. Bu tip yağlanma, diğer vücut bölgelerindeki yağ birikiminden bağımsız olarak ciddi metabolik

komplikasyonlara zemin oluşturmaktadır. Deri altında biriken yağ böyle birşeye yol açmadığı halde, abdominal yağ birikimi insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci (rezistansı), insülinin karaciğer tarafından kana glukoz pompalanmasını baskılama yeteneğinde bozulma ve perifere, uç organlara fazla glukoz gönderimini tanımlar.

Tip 2 diyabet ilerledikçe kandaki glukoz seviyeleri yükselmeye başlar, çünkü pankreas yeterince insülin üretemez hale gelir. İnsülin direncinde ise, normal seviyelerde insülin yağ, kas ve karaciğer dokularında normal yanıt oluşturamamaktadır. Cnop ve arkadaşları, deri altı yağ dokusu leptin düzeylerini gösterirken, visseral yağlanmanın insülin rezistansını en iyi gösteren belirti olduğunu kanıtlamıştır. 1994’de Leptin adı verilen yeni bir hormon bulunmuştur. Bu hormon, vücuttaki yağ depoları hakkında beyne feedback göndermektedir.

Aslında Leptin iştahı baskılamaktadır. Ancak, yağ dokusundan da salgılandığından pek çok obez hastada leptin seviyeleri çok yüksektir. Bu nedenle, obezite leptin yetmezliğinden değil, muhtemelen leptin sinyalizasyonundaki bozukluktan kaynaklanmaktadır. Adipozitler, yani yağ hücreleri adiponektin, TNF alfa ve resistin gibi diğer bazı maddeleri de salgılarlar. Bu maddeler de periferik dokularda insülin duyarlılığını etkilerler.

Obezite ve insülin rezistansı ile ilgili lipoprotein yani kan yağları profili, en fazla batın içi yağlanma ile ilişkilidir. Bu nedenle, özellikle iç organ yağlanmasını ölçecek metodlar diabeti öngörebilir. Bunlar bel çevresi, bel-kalça oranı ve insülin rezistansıdır.